Sözlük Arşivi
Bugüne kadar toplanan 290 içerik. Her gün yenisi ekleniyor.
hâkimArapça ḥākim
1) (sıfat) Egemenliğini yürüten, buyruğunu yürüten, sözünü geçiren
“Arkasında yavaş fakat çok hâkim bir ses işitmişti.” — Aka Gündüz
2) Başta gelen, başta olan, baskın çıkan
“Şimdi devlete hâkim olanlar, sosyal ve askerî reformlardan en fazla rahatsızlık duyanlar ve başta yeniçerilerle, bunlara organik olarak bağlı bulunan kesimlerdi.” — Cemil Öztürk
3) Duygu, davranış vb.ni iradesiyle denetleyebilen (kimse)
“Bir kere sinirlerine bu kadar hâkim oyuncu görmedim.” — Haldun Taner
4) Yüksekten bir yeri bütün olarak gören
“Tavuk kümesleri, kuş kafesleri ve denize hâkim piknik yerleriyle tam bir doğa harikası.” — Nazmi Öner
5) (isim, hukuk) ► yargıç
“Bir hâkimin çok ciddi, bir satıcının çok mültefit, bir askerin çok otoriter olması meslekleri icabıdır.” — Mehmet Kaplan
6) ► baskın
“Geçen yüzyıllarda hâkim düşünce tipi teolojik olduğu için, cemiyette de din adamları hâkim bulunuyordu.” — Erol Güngör
karıştırılır
hakimArapça ḥakīm
1) (sıfat, eskimiş) ► bilge
2) (din bilimi) Her şeyi bilen (Tanrı)
“Binaenaleyh Allah mutlak olarak hakim, insanlar ise nispi ve izafi olarak hakimdir.” — Süleyman Uludağ
gastroenterologFr. gastro-entérologue
→ sindirim bilimci
Sindirim sistemi hastalıkları hekimi.
overnightİng. overnight
→ ekon. gecelik
Bir gece içinde olan, gerçekleşen.
Necati Cumalı
Necati Cu:malı
arabeks
arabesk
birfiil
bilfiil
âlimArapça ʿālim
(isim) ► bilim adamı
“Hiçbir şeye inanmayan, ne inkılapçı ne muhafazakâr ne âlim ne şair olabilir.” — Orhan Seyfi Orhon
karıştırılır
alimArapça ʿalīm
(sıfat, eskimiş) Çok bilen (kimse)
hâlArapça ḥāl
1) (isim) ► durum
“Herkes hâline göre bir hediye verdi.” — Hüseyin Rahmi Gürpınar
2) Tutum, tavır
“Bambaşka bir hâliniz vardır sizin. Merhametli bir insan olduğunuz bellidir.” — Oktay Rifat
3) Şimdiki zaman, içinde yaşanılan zaman
“Hâl dediğimiz şey yarından sonra mazi olacaktır.” — Yahya Kemal Beyatlı
4) ► takat
“Şimdi gezmeye çıkacak hâlim yok.”
5) (mecaz) Kötü durum, sıkıntı, dert
“Zavallının başına ne hâller geldi.”
karıştırılır
halArapça ḥall
1) (isim, eskimiş) Çözme, çözülme
2) ► çözüm
3) ► eritme
4) Karışık bir sorunun içinden çıkma, sonuca varma
5) (isim) Sebze, meyve, bakliyat vb.nin satıldığı yer
6) (isim, tarih) Tahttan indirme
prospektüsFr. prospectus
→ tanıtmalık
İlaçların bileşimi, yan etkileri vb. ile nasıl kullanılacağını anlatan bilgileri içeren tanıtma yazısı.
âlâArapça aʿlā
1) (sıfat) Daha yüksek, en yüksek, pek yüce
2) Daha iyi, çok iyi, pek iyi
3) Çok güzel, çok nefis
“Beni Konya Lezzet Lokantasına götürdü, âlâ bir öğle yemeği çekti.” — Halide Edip Adıvar
karıştırılır
ala
1) (sıfat) ► alaca
“Karacaoğlan çadırına geldiği zaman ala şafak atıyordu.” — Yaşar Kemal
2) (isim) ► alabalık
3) (ağızlardan) ► ela
“Belikler dalına dökülür gelir / İnce bel üstüne sal ala gözlüm” — Halk türküsü
4) (isim, ağızlardan) Kekliğin boynundaki siyah halka
sâriArapça sārī
1) (sıfat, eskimiş) Başkasına geçen
2) ► bulaşıcı
karıştırılır
sariHintçe
1) (isim) Hint kadınlarına özgü giysi
2) Bu giysinin yapıldığı kumaş
“Sari denir kumaşa bürünen, ayağı bilezikli ve burunları incili veya mücevherli kadınlar...” — Falih Rıfkı Atay
mustarip
muzdarip
idiopatiFr. idiopathie
→ tıp kapan duygu
Yalnız başına ilerleyen, belli bir sebebi bulunmayan, öbür hastalıklı durumlara bağlı olmayan hastalık.
aşşağı
aşağı
fâniArapça fānī
1) (sıfat) ► ölümlü
“Her fâni güneşten, çimden nasibini alıyor.” — Yusuf Ziya Ortaç
2) (isim, mecaz) ► insan
karıştırılır
faniFransızca phanie
(isim, fizik) İnsan gözünün algıladığı ışık şiddeti
karnıbahar
karnabahar
Kısaltmalar Dizini
TDK’da kuralı okuha:kem
hakem
Ünlülerin Nitelikleri
TDK’da kuralı okuKaynak: Türk Dil Kurumu Sözlükleri (sozluk.gov.tr)